Her ne kadar çok sevsem de, öyle iflah olmaz bir kedi düşkünü falan değilim.

 

Her şey iki sene önce, beni bir ay boyunca uzaktan izledikten sonra arkadaş olduğumuz bir anne kedinin, sonunda eve yerleşmesi ve bilgisayar dolabının çekmecesine yavrulaması ile başladı.

 

Bir anda dört yavru ve bir anne kedi sahibi oldum.

 

Evlattır dedim, hepsini bağrıma bastım.

Anne kedi, bir süre sonra yavrularını emin ellerde olduğundan emin olup evi terk etti. Yavrular artık memeden kesildikleri halde süt emmek istiyorlar ve istemeyerek annelerinin canını acıtıyorlardı. Ama terk etmesinin tek nedeni bu değildi. Asıl neden, doğum sonrası yaptırdığımız kısırlaştırma operasyonuydu. Öyle ya, hiç fikrini sormamıştık.

 

Şimdi, yokuşu çıkarken arada karşılaşıp selamlaşıyoruz. İki apartman ötede bir kedi sever, mahalledeki bütün kedilerin barınabileceği bir kedi evi yaptırmıştı. Orada yaşıyor. Kız kardeşim de tuttuğunu veterinere götürüp kısırlaştırıyor. Apartman görevlileri de sevdikleri için mamalarını falan veriyorlar. Bütün sokak kedileri gayet mutlu, hayatlarını sürdürüyor.

 

Benim dört yavrudan biri, genetik hastalığı nedeniyle gelişemedi ve altı ay kadar önce öldü maalesef.

 

Ben de önüm bahçe olduğu için, üç yavruya da çip taktırarak, çipi tanıyıp otomatik olarak açılıp kapanan bir kedi kapısı yaptırdım ve besleme görevini apartman görevlisine vererek, üç ay kadar önce Gümüşlük' ün yolunu tuttum. Kız kardeşimle pencerelerimiz birbirine baktığından, o da göz kulak oluyordu. İçim rahattı.

Gitmeden önce, sürekli beni uzaktan izleyen bir de sarı kedi vardı. Gördüğümde usulca yaklaşarak ona da mama veriyordum. Ben uzaklaştıktan sonra yiyordu. Meğer o da hamile değil miymiş... Sen, hınzır, bir gece kedi kapısını başıyla darbe vura vura kır, içeri gir, koltuğun üstünde doğur.

 

"Gözün aydın." diye telefon etti bir sabah, apartman görevlisi, "Dört tane daha oğlun oldu."

 

Neyse ki kız kardeşim , dört yavrudan ikisini sahiplendirmiş. Diğer ikisi bana kaldı.

İlk doğanlardan biri, yani en cana yakın olan ve kucağımdan inmeyen tekir, yeni misafirleri kıskanmış ve o da evi terk etmiş.

Böylece; Gümüşlük dönüşü, iki eski yavru, iki de yeni yavru olmak üzere, evi paylaştığım dört kedim oldu.

Evi terk eden tekir, arada beslenmeye geliyor. Sitemkar bir bakış atıyor, zar zor kendini sevdiriyor, yenilere ufaktan atarlandıktan sonra da arkasına bile bakmadan uzaklaşıyor. Çok üzülüyorum onun için ama yapacak bir şey yok. Yeni yavrular evde olduğu sürece yaşanacak bu durum.

Sonuç olarak dördü evde, biri dışarıda, üç tane de arada gelip mamalardan sebeplenen yancılardan oluşan bir kedi ordusuna sahibim.

 

İşin tuhafı, bütün evlatlarım erkek.

 

Yavrular henüz zamanı gelmediği için kısırlaştırılmadılar. Arada bir diğerlerine hallenip sinirimi bozuyorlar. Elimde gazete, ahlak bekçiliği yapıyorum.

"Kendine gel! O senin ağabeyin!"

 

Size bir şey söyleyeyim mi, bu kedi makulesi hissediyor kime yanaşacağını ve birbirlerine haber veriyorlar. Göksu' da otururken tanıdığım bir sokak kedisi vardı. Sürekli evde kalmayı sevmiyordu. Arada ziyaretime gelir, karnını doyurur, bir süre onun için açtığım "Animal Planet" kanalını izler, vedalaşır, giderdi. Ben dördüncü katta oturuyordum ve ikinci katta sürekli havlayan bir köpek vardı. Ondan çekindiği için, girişte, asansörün başında bekler ve ilk gelenle birlikte yukarı çıkardı. Canı gitmek istediğinde gene asansöre bindirir, zemin kata yollardım. Menajerim Ali Sabuncugil ve söyleşi için gelen bir hanım gazeteci arkadaş, bu duruma tanık olmuş ve hayretler içerisinde kalmışlardı. O kediyi ben çağırmamıştım. Görmemiştim bile eve girip çıkarken. Bir sabah, sokak kapısını açtığımda, paspasın üstünde beklerken bulmuştum.

 

Üç hafta oldu İstanbul' a geleli. Bu pandemi sürecinde yola çıkmamın başlıca nedeni, kırılan kedi kapısı iptal edildiğinden, yavruların kış aylarında bahçede üşümelerini önlemek ve hasret gidermekti.

 

Gümüşlük' de kapıma gelen ve terasa yerleşen üç kediyi, komşuma emanet ederek çıktım yola.

 

Başlarken söylediğim gibi, öyle iflah olmaz bir kedi düşkünü falan değilim.