”Sokağa Çıkma Yasağı”, bir ‘düş’ ülkesinde geçmektedir. Sıradan bir şehirde, sıradan bir otelin lobisinde, raslantı sonucu bir araya gelen ve daha önceden biribirlerini hiç tanımayan insanların trajikomik öyküsünü anlatır. 
Dışarıda sokağa çıkma yasağı sürmektedir. İsimleri yoktur rol kişilerinin. Oteldeki oda numaralarıyla anılmaktadırlar. Türlü çeşit baskının hüküm sürdüğü, kişilerin kimliksizleştirildiği bir ortamda, kendilerine, geçici de olsa, bir düzen oluşturma çabası içersindedirler. Oluşturdukları ‘düzen’ ise, halihazırda dışarıda var olanın küçük bir benzeri ya da uzantısı olmaktan öteye gidemez. Düş ile gerçek arasında savrulur dururlar. Giderek daha yalnız, daha tepkisiz, daha vurdumduymaz, daha kabullenmiş hale gelirler. 
Bu durumda, bulundukları yer bir otel lobisi bile olsa, ‘Baskıcı Erk’ sıfatıyla ortaya yeni bir ‘Baş’ ın çıkması kaçınılmazdır. 

 

Erkekler Tuvaleti’ ni sahnede izlerken , ‘Endazesi biraz fazla mı kaçmış acaba ‘ dedim. Tereddüt geçirdim, çok mu argo kullanmışım diye. Ama alt metin önemli benim için. Böylesi dejenere olmuş, bu kadar ego üzerine, yalan ve çıkar üzerine kurulmuş ilişkiler ancak bu dille anlatılır diye özellikle seçtim. 
Çağdaş diye adlandırılan düzene, absürd biçimde, metaforlara sığınarak ve komedi üslubuyla yaklaşmak istedim. 
Karakterlerin isimlerini de, bu üsluba yakışacak biçimde seçmeyi yeğledim. O kumar ortamında (ya da iktidar mücadelesinde) rol alan kişilerin hepsi, o casinonun (ya da sistemin), birer iskambil kağıdı (ya da ferdi). İsimleri de rollerine uygun olmalı diye düşündüm. Çok mu karışık oldu? 

Akvaryumun Zehirli Suyu

                                                                                                     Sibel Arslan Yeşilay

Bir otelin lobisindeyiz. Nedeni belirsiz bir sokağa çıkma yasağının etkilediği müşterilerin aralarındaki ilişkileri, garip, gülünç durumları izliyoruz. Dış yüzeyi aynalı camlar sayesinde içeridekiler dışarıda olup biteni rahat- lıkla görürken, dışarıdan içerisi görünmüyor. İzleyiciyi de otelin içine alan yorum sayesinde bizler, oturduğu- muz koltuklardan dış dünyadaki kavga-gürültüyü, du- vara yazı yazanları, polisten dayak yiyenleri görüyoruz. Ama asıl görülmesi gerekenler ‘içerdekiler’. Otel müş- terileri memleketimizden insan manzaraları sunuyor. Gölgesinden korkan mı ararsınız, yönetici olduğu için kendinde film yıldızının odasına girme hakkını gören mi, hayatını askeri zaferlere endeksleyen mi ararsınız, olup bitenler karşısında hiç tepki göstermeyip bulmaca çözmeye odaklanan mı... Bu otelde her tür insandan birer numune var.

Civan Canova’nın yazdığı “Sokağa Çıkma Yasağı”, geçen sezon İzmit Şehir Tiyatroları’nda sahnelenme- sinin ardından bu kez Şehir Tiyatrosu yapımı olarak Arif Akkaya’nın rejisiyle karşımızda.. Cüneyt Çalışkur İzmit’teki sahnelemede metne, absürd bir yorum getirmişti. Arif Akkaya’nın yorumunda ise politik boyut daha belirgin.

Kişilerin oda numaralarıyla anıldığı otelin lobiden ayrıl- mayan, olayları alaycı bir üslupla yorumlayan kişisi Bay 302. Bay Resepsiyon’un varoluş nedeni sorgulamadan tüm emirleri uygulamak. Otelin müdürü ise o andaki ruh haline göre bir takım saçma yasaklar koymakla meşgul. Her birey yasaklara karşı kendi kimliğine göre tavır alıyor. Ancak bir yandan da çok normal bir durummuş gibi algılanıp sorgusuz sualsiz boyun eğiliyor yasaklara.

Zuhal Soy’un sahne tasarımında otelin lobisini ve diğer odaları aynı anda görüyoruz. Mekan biraz fazla loş. Sah- nenin sol köşesindeki kırmızı kadife kaplı loca da olanca ihtişamıyla Muppet Show’daki yaşlı kuklaları andıran Bay ve Bayan 555 sürekli bulmaca çözüyor. Dramaturji- sini Arzu Işıtman’ın üstlendiği oyunda Kahraman Ace- han, Bercis Fesci, Cengiz Keskinkılıç, Turgut Arseven, Mehmet Bulduk, Hüsnü Demiralay, Ergun Üğlü, Sema Keçik, Yavuz Şeker, Süleyman Balçın, Uğurtan Atakan, Adnan Altay, Sevil Uluyol ve İlhan Kilimci rol alıyor. Kapalı bir mekana belli bir süreliğine tutsak edilmiş bireyler arasındaki iletişimsizliği trajikomik biçimde ele alan, sahneleme ve oyunculuğuyla rahatça izlenebilen bir yapım “Sokağa Çıkma Yasağı”.

Radikal, 3.12.1999

TİYATRO BİZ RÖPORTAJI 

 

TİYATRO BİZ: Bir oyuncu nasıl tarif edilebilir, nasıl oynar? 

 

CİVAN CANOVA: Yalanı gerçekmiş gibi söyler, inandırarak söyler ki, burada oyuncunun samimiyeti çok önemli. Zaten samimiyet olduğunda gerisi geliyor. Bir de olmazsa olmaz olan eğitim olmalı, bu okulda alınan eğitim de olabilir diğeri de, tartışılır bir şey ama oyun- cunun kendini eğitmesi gerekiyor. Tekniğini eğitmesi gerekiyor, donanımını eğitmesi gerekiyor. Sahnede her şey eğitimde bitiyor, samimiyette bitiyor. Bir de tabii yılların çok önemi var. Her duygunun yüreğinizde karşılığı oluyor. Acıyı okuduğunuz zaman eğer benzer bir acı yaşadıysanız, yaşanmışlık bir şeyler katıyordur size, yorumunuz ona göre değişir. Sesinizi, vücudunu- zun yapısını bozmanıza gerek kalmıyor, ayrıca, o zaten bozuluyor. Onun için de, içine duygu kattığınız zaman, bu yaşanmışlık olduğu zaman içinizde, yüreğinizde, çok daha güzel paylaşım oluyor, bunu güzel buluyorum ve bunun için yazıyorum zaten. Samimi buluyorum kendi- mi. Çünkü bir mesaj verme derdim yok. Ne düşünürsem onu yazıyorum. 

 

TİYATRO BİZ: Bu oyunu yazarken çıkış noktanız neydi? 

 

CİVAN CANOVA: Oyundaki ilk çıkış noktası farklı bir mekan arayışı. Tiyatroda hep dört duvar, çerçeve sahne üzerinde hep aynı mekanları görüyoruz. Niye o olayın geçtiği, olayın bir bölümünün yansıdığı herkesin uğ- radığı başka bir mekan, mesela tuvalet, kullanılmasın? Orada diyaloglarla bir şeyler paylaşılan mekan ve o asıl olayın dışarıda geçtiği bir oyun yazma fikri doğdu birden. Değişik bir şey yazabilir miyim diye düşünmeye başladım 2000 yılında ve sonra giderek oyunu kafamda geliştirdim. Düzen sorgulamasına, sistem sorgulama- sına, ilişki sorgulamasına kadar geldi iş. İnsan egosu, iktidar, cinsellik sorgulaması gibi kafamda olan şeyler, oyunun içine yerleşti. Ne kadar başarılı oldu bilemiyorum. 

 

TİYATRO BİZ: Oyundaki diyaloglara gelirsek, bunlar mı konuşuluyor erkekler tuvaletinde? 

 

CİVAN CANOVA: Yok bunlar sembolik, çok 

stilize bir şey, hatta ben şimdi bir izleyici olarak acaba, ya biraz fazla mı endazesi kaçmış dedim. Tereddüt geçirdim çok mu fazla olmuş diye. Ama bilemiyorum. Kötü bir niyetim yoktu, masumum. Alt metinler önemli benim için. Bu ilişkiler de ancak bu lisanla anlatılır diye düşündüm. Böyle dejenere olmuş, bu kadar ego üzerine, tamamen bencillik üzerine kurulmuş ilişkiler ancak bu dille anlatılır diye özellikle seçtim. 

 

TİYATRO.BİZ: Oyunda karakterlerin isimleri yok. Her birinin takma adı var. Bunların Ahmet, Mehmet olması önemli değil, onlar sadece sorguladığınız bozuk düze- nin birer parçası, her gün karşılaşabildiğimiz sıradan insanlar mı? 

 

CİVAN CANOVA: Oyunu Ahmet, Mehmet gibi isimlerle lokalize etmek istemedim galiba. Ben ülkemizde geçen bir olayı anlatmadım. Sadece çağdaş dediğimiz ama yalan ve çıkar üzerine kurulmuş bir düzene, absürt biçimde ve komedi üslubuyla yaklaşmak istedim. Bu nedenle de isimleri üsluba yakışacak biçimde seçmeyi yeğledim. Yerli isimler ya da yabancı kişi adları kurmak istediğim dünyaya uymayabilir, farklı çağrışımlara yol açabilirdi. 

 

TİYATRO BİZ: Oyunda sahne değişse de karakterler ve bazı diyaloglar hiç değişmiyor. Bunun bende yaptığı çağrışım, sorgulanan düzen aslında hep aynı tipte insan yaratıyor şeklinde oldu. Sizin tercihiniz neden bu şekilde? 

 

CİVAN CANOVA: Kişiler ve mekanlar istediği kadar farklılaşsın, şartlar aynı kaldığı sürece değişen bir şey olmuyor. Benzer cümlelerle konuşuluyor. Aynı tezgahlar kuruluyor ve aynı amaçlara gidiliyor. Sizin de söyledi- ğiniz gibi bunu anlatmak istedim. 

 

TİYATRO.BİZ: Karakterlerin isimlerinin bir kısmı iskambil kağıtlarından seçilmiş. Hayatta kalabilmek bu bozuk bir düzende kumar mı yoksa ancak iktidara egemen olan- 

lar, iktidar mücadelesinde/kumarında her ne pahasına olsun kazanmayı göze alanlar mı? 

 

CİVAN CANOVA: O kumar ortamında (ya da iktidar mü- cadelesinde) rol alan kişilerin hepsi, o casinonun (ya da sistemin), birer iskambil kağıdı (ya da ferdi). İsimleri de rollerine uygun olmalı diye düşündüm. Çok mu karışık oldu? 

 

TİYATRO.BİZ: Sahne değişse bile karakterler bir önceki sahneyi hatırlatacak sözler ederek, izleyicide geri dönü- şüm yaratıyor. Karakterlerdeki değişimlerse hep kötüye doğru! Bu sizin, içinde yaşandığımız düzenin düzelmez/ düzeltilemez olduğuna dair inancınızın bir yansıması mı? Karamsar mısınız bu konuda? 

 

CİVAN CANOVA: Karakterler kötüye doğru gidiyor demeyelim. Tamamıyla kötü bir karakter de yok ortada. Öyle bir sistemin ölçülerine göre iyi bile sayılabilirler. İzleyici için de itici olduklarını sanmıyorum. Belki saçma bir örnek olacak ama; bir kabilede yüzyıllardır insan eti yeniyorsa onu parçalara ayıran kabile kasabı için kötü insan diyemeyiz. Beş ayrı epizot var ve hepsi benzer finalle sona eriyor. Sonuçta kazanan olmuyor yani. Ulvi bir hüküm değil tabii bu. ‘Böyle bir sistemde kazanan olmaz’ diye kesin bir mesaj vermek istemem. Bence yanlış bu... Bal gibi oluyor, kazananlar ve afiyetle de sürdürüyorlar varlıklarını, inançlarını, değer yargı- larını ve de düzenlerini.. Ben sadece benim gözümde ‘kazanmak’ kavramının ve de ‘kazanma dürtüsü’nün böyle olmaması gerektiğini söylemek istedim. Başka 

hiçbir oyunumda kullanmadığım yer yer pornografik dili ise o rollere bürünenlere -onları biraz da küçümse- diğimden olmalı- layık gördüğüm için kullandım. Yoksa erotik cümlelerle prim yapmak gibi bir derdim olamaz. Erotik bir resim yapmadım sonuçta. O ortama neyi yakıştırdıysam onu sürdüm tuvalime. Yer yer çamur, yer yer pislik, toz toprak... 

 

TİYATRO BİZ: Kadın karakter için seçilen isim oldukça ilginç. Bonus. Bu kirli ilişkiler yumağında, kadınların tek işlevi bonus olmak mı? Paralı ama kirli erkeklerin dünyasında bir aksesuar ya da ödül olarak! 

 

CİVAN CANOVA: O dünya, dediğiniz gibi erkeklerin dün- yası. Üstelik kötü niyetli ve bencil erkeklerin dünyası! O halde rolleri de, isimleri de onlar belirliyor. Bilinçsiz ve de savunmasız bir kadın, kötü niyetli bir erkek için ‘Bonus’tur. Bir de tersini düşünün. Bilinçsiz ve savun- masız bir erkek, en kötü niyetli kadın için bile, olsa olsa ‘Bakıma muhtaç’tır. Aradaki fark bu işte! Oyundaki King Kong Jr. bile, bir nebze kadınlıktan nasibini alın- ca duygusallaşıyor, kişisel erklerini ikinci plana atıyor. Hayata bakışı değişiyor. Ama komik bir oyun yazmak ve yazarken eğlenmek istediğim için, ben bunu komedi diliyle anlattım. Ama kanımca dünyayı kadınlar yönet- seydi, kimse kimsenin ‘bonus’u olmazdı. Ve de böyle bir isme ihtiyaç kalmazdı. Daha az sömürü olur, saçmalıklar azalır, dolayısıyla da erkekler tuvaletini anlatan saçma bir oyun da yazılmazdı.. Ben de bir erkeğim ama asırlardır dünyamızda hüküm süren hemcinslerimi pek sevdiğim söylenemez. 

 

TİYATRO BİZ: Profesyonel bir tiyatrocu ve yazar olarak, amatör-profesyonel tiyatrolar hakkında
ne düşünüyorsunuz? 

 

CİVAN CANOVA: Amatör-profesyonel diye bir şeyi ben kabul etmiyorum. Ben hala kendimi amatör olarak görüyorum. Bu işten ekmeğimi yiyorum, paramı ka- zanıyorum ama. Yaşam biçimim bu, tiyatroculuk, sa- natçılık yani, birisinden bir maddi destek görmeseniz bile sizin ekmek gibi su gibi bence yapmanız gereken, kendi yaradılışınızın gereği zorunlu olan bir şey bence. Ben onun için yapıyorum, bu iş beni doyursun diye yapmıyorum. Onun için gerek amatör sanatçılar olsun, gerek yeni mezun arkadaşlar, gerekse okuyan arkadaş- larımız olsun, hepsini de sonuna kadar desteklemek lazım diye düşünüyorum. Tiyatro bir bütündür, bir bütünün parçasıdır. Ben vodvil tiyatrosundan hoşlan- mayabilirim ama bunu hiçbir zaman inkar edemem. Çünkü o da tiyatro bütününün bir parçasıdır. Amatör tiyatrodan yetişmiştir bizim bütün ustalarımız. Bizi eğiten insanlar da, benim babam da halkevlerinden yetişmiştir ilk olarak. Bütün sanatçıların çoğu da amatör ruhla başlamıştır ve keşke o ruh devam etse. Hepimizin hocası babam Mahir Canova -ki konser- vatuarın ilk mezunlarındandır- rahmetli Sadi Canar, Muazzez Kurdoğlu, Melek Ökte, Nüzhet Şenbay, daha sonraki yıllarda Cüneyt Bey, Nermin Sarova yine babamın döneminden. On parmak bile değiller ama baktığınızda Türkiye’de ilk tiyatroyu kuran insanlar. 


TİYATRO BİZ: Devlet desteği olmalı mı tiyatrolara? 

 

CİVAN CANOVA: Devletin gücü varsa olmalı, niye olmasın ki? İngiltere’de de belediyelerden yardım alıyor tiyat- rolar. Her kasabanın, şehirlerin hepsinin Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da kendi özel tiyatroları var. Bunla- rın hepsi ödenekli tiyatrolar. Kimine belediye bakıyor, kimine devlet destek gösteriyor. Ama niye? Sanat, kültürlerinin bir parçası adamların! Okul yapar gibi, akademi yapar gibi düşünüyor bunu. Üniversite yapar gibi tiyatroya halkının kültür karşılığı parasını, desteğini veriyor. Yani gıda yardımından hiçbir farkı yok. Şart tabii, gücü olduğunca yardım etmeli diye düşünüyorum. Çünkü kendi yağı ile kavrulmak çok zor. İster istemez kalite düşüyor. İster istemez talebe göre iş yapmaya başlıyorsunuz. Ticarete döküyorsunuz, maddiyat ağır basıyor. Bir yerde bunun karşılanması gerekiyor ki işinizi yapabilesiniz. 

 

TİYATRO BİZ: Galiba bu söyledikleriniz yazarlık için de geçerli. Yazar da ticari olanı yazmaya başlamıyor mu anlattığınız koşullarda? 

 

CİVAN CANOVA: Tabii ki. Televizyona iş yapıyorsunuz. Talep nedir, a işte o bölümün reyting patlaması oldu, şu olmadı, ne istiyorlar, onu yazıyorsunuz. Bu şimdi sanat mı? Değil. Bu hesap. Hesap kitap. Haa, çok güzel yapanlar da var. Ben de yazdım. Dizi de yazdım, para da kazandım o işten, ama bu başka bir şey. Mesleğim değil. 

 

TİYATRO BİZ: Yazarlığı mı yoksa sahnede olmayı mı tercih ediyorsunuz? 

 

CİVAN CANOVA: Her gün değişiyor. Bir gün o, bir gün o. Şimdi karar verdim onu yapacağım diyorum, yapamı- yorum. Karar veremiyorum ama ikisinin de farkı yok. Sanki biri daha mı uzun ömürlü! Bilmiyorum ki. Ya da çıkan esere bağlı, hiç ömrü de olmayabilir. Oyunculuk nankör. 

 

TİYATRO BİZ: Kendi oyununuz ama, profesyonel bir tiyatrocu olarak oyunun eleştirisini yapabilir misiniz? 

 

CİVAN CANOVA: Çok canla başla oynadılar. Samimiyet çok önemli konuşmamın başında da belirttiğim gibi. Sa- mimiyet seyirciye geçtiği zaman oyundaki ufak hatalar kabul görüyor, hoş görülüyor. Hatalar vardı- yoktu, bu nedenle o gözle hiç bakmadım. Samimiyet çok önemli. 

 

TİYATRO BİZ: Peki oyunu yazarken ki duygularınız mıydı sahneye aktarılan? 

 

CİVAN CANOVA: Aktarıldı tabii ki. 

 

TİYATRO BİZ: Söyleşi için teşekkür ederiz. Kaleminize sağlık. 

 

Gülnur Erdoğan